Haber Avrasya

'Radikallerin baskısı zirveye çıktığı için Zarif istifa kararı aldı'

'Radikallerin baskısı zirveye çıktığı için Zarif istifa kararı aldı'
59
28 Şubat 2019 - 12:44

Tahran

İranlı politika uzmanları ve siyasetçiler, Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in, muhafazakar kanadın yoğun baskısı, dış siyasete yönelik müdahaleler ve sürekli olarak kendisini diplomatik alanda zorda bırakan politikalar nedeniyle istifa kararı aldığı görüşünde.

İranlı uzmanlar ve siyasetçiler, Dışişleri Bakanı Zarif'in dün Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından reddedilen tartışmalı istifasını, bu kararın perde arkasını ve ardından görevine geri dönmesini AA muhabirine değerlendirdi.

Zarif, diğer kurumların Dışişleri Bakanlığının işlerine müdahalesinden rahatsızdı.

Siyaset uzmanı Nevid Cemşidi, İran'ın dış siyasetinde başından itibaren kasıtlı ve sistematik olarak paralel yapılar kurulduğunu ve ülkedeki mevcut kurumlardan hiçbirinin dış siyaseti belirleyemediğini belirtti.

Cemşidi, sistemin konulara bağlı olarak her seferinde bir mekanizmayı öne çıkardığını söyledi.

Suriye rejimi lideri Beşşar Esed'in İran lideri Ali Hamaney ve Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile görüşmesinde Kasım Süleymani, Ali Ekber Vilayeti ve diğer aktörlerin yer almasından Zarif'in çok rahatsız olduğunu ifade eden Cemşidi, “Zarif, diğer kurumların Dışişleri Bakanlığının işlerine müdahalesinden rahatsızdı. Çünkü Zarif'e göre Dışişleri Bakanlığı dış siyaseti belirleyen en yetkili organdı.” diye konuştu.

İran rejimi, dünya ile irtibat kurmak ve ilişkileri yumuşatmak istediği zaman Zarif'i öne çıkarıyor. Diğer türlü Kasım Süleymani ve onun gibi diğer isimler daha aktif.

“İran rejimi ilişkileri yumuşatmak istediği zaman Zarif'i öne çıkarıyor”

BM'deki görevinden Ruhani hükümetinde yer alışına ve nükleer anlaşmaya kadar Zarif'in İran dış siyasetinde belirleyici rol oynadığını dile getiren Cemşidi, şöyle konuştu:

“İran rejimi, dünya ile irtibat kurmak ve ilişkileri yumuşatmak istediği zaman Zarif'i öne çıkarıyor. Diğer türlü Kasım Süleymani ve onun gibi diğer isimler daha aktif. Yapılacak görüşme gizli ve açıklanmaması gerekiyorsa Ali Ekber Velayeti katılıyor. Ancak bunların hiçbirinin dış siyasette mutlak bir iradesi yok.”

Cemşidi, ABD ile nükleer anlaşma ihtiyacı oluştuğu zaman Ruhani'nin göreve geldiğini, dış siyasete hakimiyeti ve İngilizceyi iyi bilmesinden dolayı da Zarif'in Dışişleri Bakanlığına getirildiğini belirterek, “İran'ın çıkarları öyle gerektirdiği için Zarif'e fazla yetki verildi ve nükleer anlaşma imzalandı. Ancak dış siyasetin diğer aktörleri ki bunlar silah, para ve diğer alanlarda daha fazla güce sahipler, bölgede daha fazla operasyon yapmaya başladı. Bunlardan biri de Yemen'di. Zarif, Dışişleri Bakanı olmasına rağmen Yemen, Suriye, Irak, Afganistan ya da diğer bir bölgede yürütülen politikalarda ilk bilgi sahibi olanlardan biri değildi.” değerlendirmesinde bulundu.

Muhafazakarlar ile reformistler arasında özellikle ekonomik alanda şiddetli bir güç mücadelesinin olduğunu savunan Cemşidi, bunun için Ruhani'nin de sürekli olarak radikal kanadın hedefinde olduğunu ifade etti.

Cemşidi, İran'ın yapısında bir kişinin kendi başına aniden istifa kararı almasının mümkün olmadığını, Ruhani'nin de bu nedenle istifayı kabul etmediğini ve Zarif'in de görevine dönerek dün Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan görüşmesinde hazır bulunduğunu söyledi.

Radikallerin baskısı zirveye çıktığı için Zarif istifa kararı aldı. Bu istifa İran'ın iç ve dış siyasetinde büyük değişikliğin habercisidir.

“Bu istifa İran'ın iç ve dış siyasetinde büyük değişikliğin habercisidir”

Reformistlerin Zarif'in istifasıyla ilgili olarak başka kurumların dış siyasete müdahalesinden yakındığını hatırlatan Cemşidi, şunları kaydetti:

“Devrimin ilk yıllarında Mehdi Bazirgan da yapılan müdahalelerden kaynaklı olarak başbakanlıktan istifa etti. Muhammed Hatemi de o kadar halkın desteğine rağmen politikalarını uygulayamadı. İstifanın dış müdahaleler nedeniyle meydana geldiği yorumu doğru değil. Bu istifa kararının muhafazakarların reformistlere ve ılımlılara yönelik yoğun baskısı sonucunda alındığını düşünüyorum. Radikallerin baskısı zirveye çıktığı için Zarif istifa kararı aldı. Bu istifa İran'ın iç ve dış siyasetinde büyük değişikliğin habercisidir.”

“Zarif ilgili-ilgisiz kurumların müdahalesinden şikayetçi ve kırgın”

İran Milli Güven Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Tahran Milletvekili İlyas Hazreti de dış siyaset alanındaki tüm kurumların Dışişleri Bakanı ile uyum içinde hareket etmesi gerektiğini, ancak İran'daki koordinasyonsuzluğun sadece bu dönemde olmadığını belirtti.

Dış siyaseti sürekli olarak yetkili organlar yürütmüyor. Yetkisi olmayan bazı kişiler, kendi başlarına öyle işler yapıyor ki meydana gelen sorunları Dışişleri Bakanlığı çözmek durumunda kalıyor.

Devrimin ilk yıllarında Mir Hüseyin Musevi'nin de birçok meselenin kendisinin bilgisi dışında geliştiğinden yakınarak istifa ettiğini hatırlatan Hazreti, “Dış siyaseti sürekli olarak yetkili organlar yürütmüyor. Yetkisi olmayan bazı kişiler, kendi başlarına öyle işler yapıyor ki meydana gelen sorunları Dışişleri Bakanlığı çözmek durumunda kalıyor.” dedi.

Zarif'in şikayetlerinden birinin de Ruhani'nin Esed ile yaptığı görüşmeye ilişkin davet edilmemesi ve bilgilendirilmemesi olduğunu söyleyen Hazreti, “Diplomatik teamüllere göre Dışişleri Bakanı'nın böyle bir ziyarette bulunması gerekiyordu ancak bu kaide dikkate alınmadı. Zarif, dış siyasetteki uyumsuzluktan ve ilgili-ilgisiz kurumların müdahalesinden şikayetçi ve kırgın.” diye konuştu.

Hazreti şöyle devam etti:

“Ruhani ile Esed görüşmesine davet edilmemesi Zarif'in rahatsızlığına neden oldu. Zarif, Dışişleri Bakanlığının artık Ruhani tarafından önemsenmediğini düşündü ve önceki kırgınlıklara bu rahatsızlık da eklenince istifa etmeye karar verdi. Bundan önce Suudi Arabistan'daki Tahran Büyükelçiliğine yapılan saldırı, Danimarka ve Fransa'daki gelişmeler de Zarif’i rahatsız etmişti.”

Hazreti, Zarif'in FATF yasa tasarısının kabul edilmesiyle ilgili de çok çabaladığını ve bu gayretlerinin sonuç vermemesinin de istifa kararı almasında önemli bir rol oynadığını belirtti,

“Zarif radikal gruplarla uğraşmak zorunda kaldı”

İranlı siyaset bilimci Prof. Dr. Sadık Zibakelam ise İran'ın sürekli olarak Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE) tehdit ettiğini ve Zarif'in böyle bir tutuma sahip olmamasına rağmen dünyada söz konusu tehditlerin muhatabı olarak görüldüğünü ifade etti.

İçerideki aşırıcılar sürekli olarak AB aleyhinde konuşuyor. 40 yıllık tecrübe, İran ile AB ilişkilerinin kötü olmasının radikallere yaradığını göstermiştir.

“Zarif, söylediklerine karşı hiçbir mesuliyet taşımayan radikal gruplarla uğraşmak zorunda kaldı.” diyen Zibakelam, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Devletin farklı kademelerinde yer alanlardan bazıları İsrail, Suudi Arabistan, ABD veya herhangi bir ülkeyle ilgili söylediklerine karşı hiçbir sorumluluk taşımıyor. Meclis, hükümet, kamuoyu, Uzmanlar Meclisi ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi'ne karşı herhangi bir yükümlülükleri yok. Ancak hükümet yani yürütme erki tüm bunlara karşı sorumlu. Zarif, Ruhani ve tüm yürütme erki, izledikleri politikanın hesabını vermek zorunda. Dünya da resmi olarak bunları tanıdığı için tüm gelişmelere karşı bunlar sorumlu.”

Zarif'in İran'a ılımlı bir imaj kazandırmaya, Suudi Arabistan, BAE, İsrail ve ABD Başkanı Donald Trump'ın aşırıcılığına karşı itidalde kalmaya çalıştığına dikkati çeken Zibakelam, “İran'da cuma hutbesinden önce bir adam çıkıp kürsüde konuşma yapıyor ve Zarif'in bütün itina, zarafet, bilgi ve deneyimiyle Münih Konferansı'nda kimseyle düşmanlık yapmak istemedikleri yönündeki sözlerini boşa çıkarıyor. Zarif'in mutedil bir çizgi tutturmaya çalıştıkları ve hiçbir ülkeyi tehdit etmedikleri yönündeki açıklamaları anlamsız kalıyor.” yorumunu yaptı.

Ruhani'nin Suudi Arabistan, İsrail ve ABD'ye ya da diğer bir devlete karşı hiçbir düşmanlığı olmayan reformist kesimden 24 milyon oy aldığını, ancak gücün muhafazakarların adayı İbrahim Reisi'ye oy veren 17 milyonun elinde olduğunu bildiğini savunan Zibakelam, bu yüzden Cumhurbaşkanı'nın iki tarafı da gözetmek zorunda olduğunu ifade etti.

Zibakelam, Ruhani ve Zarif gibi mutedil siyasetçilerin hiçbir zaman Avrupa Birliği'nin (AB) nükleer anlaşmadan çıkmasını istemediğini, çünkü ekonomide sorun oluştuğu zaman halka hesap vermek zorunda kaldıklarını belirterek, “İçerideki aşırıcılar sürekli olarak AB aleyhinde konuşuyor. 40 yıllık tecrübe, İran ile AB ilişkilerinin kötü olmasının radikallere yaradığını göstermiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.