Haber Avrasya

'Anzakları Suriye'ye getirmek 1. Dünya Savaşı'na dönmektir'

'Anzakları Suriye'ye getirmek 1. Dünya Savaşı'na dönmektir'
50
27 Şubat 2019 - 14:34

İstanbul

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Dış Politika Uzmanı Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu, ABD'nin Suriye'de oluşturmaya çalıştığı güvenli bölgeye Avrupalı askerlerin yanı sıra Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerini de getirmeye çalıştığını belirterek, “Sağduyu bunun olmamasını gerektirir. Anzak güçlerini Suriye'ye getirmek, 1. Dünya Savaşı'na geri dönmek anlamına gelir.” dedi.

Uluslararası ilişkiler uzmanları, Orta Doğu'da yaşanan son gelişmeleri, Suriye'de güvenli bölge tartışmalarını, Varşova'daki Orta Doğu Barış Konferansı'nı, Suudi Prens Muhammed Bin Salman'ın Pakistan ziyaretini ve ABD'nin Suriye'den çekilme sürecini, AA muhabirine değerlendirdi.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Dış Politika Uzmanı Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu, ABD Başkanı Donald Trump'ın dış politika ile ilgili yaptığı açıklamaların ciddiye alınmaması gerektiğini, bu konularda nihai kararı Pentagon'un verdiğini savundu.

Trump'ın çekilme kararına karşı ABD'li generallerin “temkinli çekilme”den bahsettiklerini anlatan Kalaycıoğlu, şöyle devam etti:

“ABD'li generaller, güvenlik boşluğu oluşmaması için çekilmenin yavaş olacağını, tam çekilmeden sonra ise oluşturulacak tampon bölgeye Avrupalı müttefiklerden oluşan bir birlik yerleştirileceğini söylüyor. Buna Fransa'nın gönüllü olduğunu biliyoruz zaten. Fransa, savaş sonrası ülkenin yeniden inşasında da rol almak istediğini belli ediyor. Fransa'nın eski bir sömürgeci güç olarak, zaten Suriye ile ilgili siyasi, kültürel emelleri var. Ayrıca Suriye, Doğu Akdeniz üzerinden doğal gaz kaynaklarına uzanıyor ve bu bağlamda da Fransa'nın iştahını kabartıyor.

ABD, Avrupa askerlerinin yanı sıra Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerini de Suriye'ye getirmeye çalışıyor. Sağduyu bunun olmamasını gerektirir. Anzak güçlerini Suriye'ye getirmek, 1. Dünya Savaşı'na geri dönmek anlamına gelir. Kaldı ki onlar, o zaman bile Filistin cephesine gelmedi. Bu güvenli bölge konusundaki tartışmalarda işin şirazesi kaçtı diyebilirim ama yalnız başına Türkiye'ye bırakılmayacağı kesin. Kaldı ki askeri anlamda güvenli bölge biraz da muhayyel bir alan. Denetlenebilir alan olması gerek. Suriye'de şu anda en büyük söz sahibi unsur Rusya'dır.”

“ABD, İsrail ve PYD için çekilemez”

Kalaycıoğlu, İngiltere'nin Brexit gibi nedenlerden dolayı böyle bir oluşuma dahil olmayacağına dikkati çekerek, ''Almanya, her ne kadar İsrail ile dostluk yapıyor gibi görünse de kendini bu konudan uzak tutmaya çalışıyor. Dolayısıyla ben İngiltere gibi Almanya'nın da Suriye'ye geleceğini sanmıyorum. Dolayısıyla ABD'nin tasarladığı Avrupa askeri birliği ya da müttefik birliğinin kurulması zor görünüyor. Çünkü koskoca Avrupa, bir birlik oluşturmasına rağmen, bir ordu kurmayı hala başarabilmiş değil. Dolayısıyla Polonya'nın başkenti Varşova'da düzenlenen Orta Doğu konulu konferansın yapılması da çok kayda değer bir girişim olmadı. Polonya çok da makbul bir ülke değil ama Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve NATO istediği için bu toplantı orada yapıldı ama Polonya, Romanya veya diğer Batılı müttefikler, ABD'nin, NATO üyesi Türkiye'ye yönelik bu hareketlerini sorgulayacaktır. Yani ABD, Suriye için bir Avrupa askeri birliğini kuramaz.” değerlendirmesinde bulundu.

ABD'nin Fırat'ın doğusunda konuşlandırmayı planladığı Arap ordusunu kuramayacağını söyleyen Kalaycıoğlu, “Genç ve hevesli Suudi prensi, kendisine yandaş ve taraftar bulmak için 'Yakın Doğu' denilen Pakistan, Hindistan bölgesinde adeta paralar saçıyor. ABD onun da önüne yem attı. O da 'Buraların sahibiyim, Orta Doğu'da etkinlik bana kaldı.' diyor. Çok zor. Oraları Salman'a bırakmazlar. Sadece İran'a karşı bir koz olarak kullanıyorlar, o kadar. Dolayısıyla bütün bu çabalara rağmen bu Arap ordularının gerçekleşeceğine hiç ihtimal vermiyorum tıpkı ABD'nin Suriye'den çekilmesine ihtimal vermediğim gibi.” dedi.

Kalaycıoğlu, Trump'ın Meksika sınırına duvar örerken “Orta Doğu'dan da çekilelim.” dediğini anımsatarak, “Doğruyu söylüyor. Bu durmuş bir saatin günde iki defa doğruyu göstermesi gibi bir şey. Çekilmenin maliyeti daha pahalı olabilir. Bu maliyetlerden bir tanesi, Rusya'ya alan bırakmak. Şişirdikleri Suudi Arabistan'a değil, Rusya'ya alan bırakacaklar. Pentagon bunun farkında, o yüzden Suriye'den çekilmemek için direniyor.” diye konuştu.

ABD'nin, bölgede özellikle korumaya çalıştığı iki grup olduğuna işaret eden Kalaycıoğlu, “Bunlar varken ABD, Suriye'den de bölgeden çıkmayacak. Bir tanesini Araplara diğerini de Türkiye'ye kaptırmayı göze alamazlar. ABD, PYD'yi Türkiye'nin, İsrail'i ise şu anda Arap ülkeleri ile arası düzelmiş gözükse bile özellikle Suudi Arabistan'ın merhametine ve İran tehdidine karşı yalnız bırakmak istemeyecektir. ABD, bunları ve Rusya'ya alan açmayı göze alamaz. Türkiye, Rusya ve İran ile Adana Mutabakatı doğrultusunda Suriye'de çözüm odaklı bir ilişki kurabilir. Bu protokol, sınırına yönelik bir saldırı olması durumunda Türkiye'ye müdahale hakkı tanıyor.” ifadelerini kullandı.

“ABD, Orta Doğu sahasında kendini daha da güçlendiriyor”

Kıbrıs Bahçeşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney de ABD'nin Suriye'den askerlerini çekmeye yönelik son açıklamalarının diğer açıklamalardan hiçbir farkı olmadığını belirterek, ABD'nin Orta Doğu'dan çekilmediğini sadece belirli noktaları boşaltmaya çalıştığını söyledi.

ABD'nin, “Suriye'yi DEAŞ'tan temizledik, elimizde militanlar var, biz çekildikten sonra güvenli bölge konusunda Batılı müttefiklerimiz görev üstlenecek.” söylemlerinin sadece bir algıdan ibaret olduğunu savunan Güney, ABD'nin ön görülerin tam tersine Orta Doğu'dan çekilmeyeceğini, hatta bölgede vekil örgütler veya devletler aracılığıyla varlığını daha da kalıcılaştıracağını dile getirdi.

Güney, ABD'nin bölgeden ayrılmayacağının göstergelerinden birinin de Rusya'nın 2015 yılından beri Suriye ve Akdeniz'de ciddi bir şekilde mevzilenmesi ve tahkimat yapması olduğuna dikkat çekti.

“Orta Doğu ve Akdeniz denkleminde, ABD ya DEAŞ'ı ya İran'ı veya Rusya'yı tehdit unsuru olarak gösterip çok daha agresifleşebilir.” diyen Güney, şöyle devam etti:

“ABD, Suriye'de DEAŞ'ı veya Rusya'nın sıcak denizlere inme konusunda saldırganlaştığını bahane edecek ve Orta Doğu'ya çok daha güçlü bir şekilde dönecek diye düşünüyorum. Çünkü tablo ortada. Irak ve Körfez'deki askeri varlığını çekme konusunda hiçbir açıklama yok. Ayrıca bu güçlerini çekmeyeceğini, hatta buralardaki varlığını giderek arttırdığını da biliyoruz.

ABD, Bahreyn’in doğusundaki Salman Limanı'nda yer alan 5. filosuna ait deniz üssünü iki kat genişletti. Aynı şekilde Katar'da üsleri var. Dolayısıyla Suriye'deki 2 bin askeri çekmesinin bir tek anlamı olabilir o da buradaki sorumluluğunu vekillere veya müttefiklere yüklemek, müttefiklerini bu konuya angaje etmek. Ayrıca ABD'nin planı sadece bununla da sınırlı değil biliyorsunuz. Arap ordusu kurma planı da var. Ciddi anlamda bölgede caydırıcı bir unsur olmaya çalışıyor.”

“ABD, Türkiye'yi caydırmaya yönelik formüler arıyor”

Prof. Dr. Güney, Suriye'de, Avrupa askeri birliği ve Arap ordusu planının hayata geçirilmesi durumunda Türkiye'nin hareket alanının kısıtlanacağını belirtti.

Türkiye'nin bölgeye yönelik olası bir müdahalede NATO ile karşı karşıya kalabileceğini anlatan Güney, “Türkiye sadece Batılı müttefikleri değil Arap güçleri ile de karşı karşıya kalabilir. Bence ABD olabildiğince bölgeyi güçlendiriyor ki Türkiye daha zor müdahale edebilsin. Bu arada Türkiye'nin hareket alanını kısıtlamak için bölgedeki maliyeti yükseltirken, kendi maliyetini de olabildiğince azaltma peşinde. Yani formüle etmek gerekirse, ABD, bir yandan yükünü başka ülkelerle paylaştırıp kendi maliyetini azaltmaya çalışıyor. Öte yandan, Türkiye'nin Suriye'ye yönelik müdahalesinin maliyetini yükselterek, Türkiye'yi caydırmaya yönelik formüller arıyor.'' değerlendirmesini yaptı.

Güney, dünyayı kendi isteği doğrultusunda şekillendirmek isteyen ABD'nin iktisadi yaptırımlardan, askeri tehditlere kadar pek çok unsuru kullandığını belirterek, “ABD'nin sadece Suriye değil bölgenin tamamına yönelik oluşturmaya çalıştığı bir kuşak var. Bunu güçlendirmek için Varşova'da bir toplantı yaptı. Pek bir sonuç alamadı ama bir taraftan da gidip Pakistan'ı karıştırıyor. Suudi Prens Salman'ı oraya yolluyor. Onların iktisadi zaaflarından faydalanarak anlaşma yaptırıyor.” dedi.

Şu anda Türkiye- Rusya ve İran'ın baskılara ve yaptırımlara rağmen ABD'ye direndiğini ifade eden Güney, “Bu üçlünün yakın ilişki kurma ihtimali olan Pakistan gibi ülkeleri de karıştırıyor, direncini zayıflatmaya çalışıyor. Bu haliyle Orta Doğu meselesi, Asya'ya da sıçradı. Üstelik kendi bölgesinde imajı sarsılan Prens Salman'ı Asya'da makbul adam görüntüsüne kavuşturmaya çalışıyor. Dolayısıyla ABD, dünyayı kendi isteği doğrultusunda şekillendirmek için her yolu deniyor ve 'hibrit savaşı'nı sürdürüyor. Yani Suriye'den askerini çeker ama önemli olan yerine ne bıraktığıdır, maliyetini kime ödettirdiğidir.” şeklinde konuştu. 

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.